DOĞU ve BATI arasında bir tevhid sembolü; ALİYA İZETBEGOVİÇ

Çağa iz bırakan Müslüman önderlerden biri de şüphesiz ki Aliya İzetbegoviç’tir. Mücadeleyle geçen Aliya’nın hayatı bize gerçek bir Müslüman’ın zor zamanlardaki duruşunu anlatır. Boyun eğmeyen, her şeyden önce dinine, kültürüne ve vatanına sahip çıkan Aliya, vatanı Bosna’nın yetiştirdiği ve insanlığın hizmetine sunulan en büyük isimlerden biridir. Aliya İzzetbegoviç tek cümleyle Bosna’yı Bosna yapan ruhun kendisine yansıdığı simadır. Aliya’sız Bosna, İslam’sız da Aliya düşünülemez. Bunlar bir bütün halinde Aliya İzetbegoviç’in şahsında billurlaşır.

Aliya İzzetbegoviç’siz bir Bosna’yı anlatmak mümkün olamayacağı gibi, Bosna olmadan Aliya İzzetbegoviç’i de anlatmak mümkün olamamaktadır. Bosna halkının milli bilincinin oluşmasında ve Bosna Hersek’in bağımsızlığını kazanmasında etkin rol oynayan Aliya İzzetbegoviç, büyük bir İslam düşünürü olmakla birlikte Bosna’da Türk sempatizanlığının artmasında önemli yeri olan bir liderdir.[1]

Bosna Hersek tarih boyunca iki tarafın; Doğu ve Batı’nın arasında kalmış bir devlettir. Kısacası Bosna, Doğu ve Batı’nın kesiştiği noktanın diğer bir adıdır. Bundan dolayı olacak ki Bosna’nın tarihi kanla yazılmış bir tarihtir.

Osmanlılar Bosna’ya gelmeden önce, Bosna’daki Bogomiller, ne Katolik Papa’nın ne de Ortodoks Kilisesi’nin kurallarını tanımadıklarından dolayı bunların zulmüne maruz kalmışlardır. Hem Katolik Kilisesi hem de Ortodoks Kilisesi tarafından dışlanan ve heretik ilan edilen Bogomil mezhebi yanlıları olan Bosnalılar bunu katliamlarla ödemişlerdir. Çekiçle örs arasında kalan, kendisini artık savunamayacak kadar küçük ve zayıf olmasının yanı sıra dini hoşgörüsüzlük tarafından bölünmüş durumdaki Bosna Kraliyeti, sonunda 1463 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katıldı.

Bundan sonra Bosna’nın altın çağı başlayacaktır. Ne Doğu’da ne de Batı’da kendine yer bulamayan Bosnalıların artık ait oldukları bir güç ve kendilerine sahip çıkan biri vardı; OSMANLI.

Ama Bosna’nın bu altın çağı,  Avusturya-Macaristan’ın Bosna’yı işgaline ve 1878 yılında Osmanlının Bosna’yı işgalci Avusturya-Macaristan’a mecburen bırakmasına kadar sürmüştür.  Zayıflayan Osmanlı’nın Bosna’yı Allah’a emanet etmekten başka yapacağı hiç bir şey yoktu.

Bundan sonra Bosnalılar tarihlerini yine kan ile yazacak, yine katliamlarla imtihan edilecek ve yine işgalci güçlerin zulmüne maruz bırakılacaktır.

Avusturya-Macaristan ve Yugoslavya dönemi Bosnalı Müslümanların özgür olmadıkları ve haklarının kısıtlı olduğu bir dönemdir. Yapılan baskıya dayanamayan birçok Bosnalı Müslüman vatanlarını bırakıp göç etmek zorunda kaldı. Bosnalı Müslümanların ayırt edici İslami kimliklerini geliştirmeye dayalı sosyal ve dini nitelikteki örgütler kapatıldı, basın yayın organları sıkı bir takibe alındı. Müslümanlar bütün Yugoslavya’da tek parti olarak işlev gören Yugoslav Komünist Partisi’nin çatısı altında Tito rejiminin müsaade ettiği ölçüde birtakım sosyo-kültürel ve dini haklarını elde etmenin mücadelesini verdiler.

Aliya İzetbegoviç işte böyle zor bir durumda dünyaya gelmiştir. Hayat onu daha genç yaşlarından itibaren mücadeleye zorladı. Genç yaştan itibaren İslami çalışmalara ve Müslümanların sorunlarına ilgi gösteren İzzetbegoviç, komünizmin yükselişte olduğu bu yıllarda iç dünyasında sorunlar yaşamıştı, fakat 17 yaşında okuduğu çeşitli kitapların da yardımıyla kesin İslam’a dönmüştür. Bu kararı almasında komünizme ve faşizme duyduğu derin öfke etkili olmuştu.

O yıllarda bir yandan, Hırvat Ustaşaları’nın, diğer yandan Sırp Çetniklerinin saldırıları karşısında Müslüman halkı, her şeylerini bırakıp belli bölgelere çekilmek zorunda kaldı. Müslüman halkının varlığını korumak amacıyla ‘Mladi Muslimani’ (Genç Müslümanlar Teşkilatı) kuruldu.[2] Aliya’nın tespitiyle kurulmasının tarihi sebepleri vardı. Bosnalı Müslümanlar milletçe yaralıydı ve Osmanlı’nın bölgeden çekildiği günlerden beri hep horlanmaktaydı. Toprakları gasp edildi. Bütün bu olaylar karşısında yaralarını sarmaları gerekiyordu. Halka canından, malından ve namusundan emin olabilecek bir ortamın sağlanması gerekiyordu. Ve artık bu halkın geleceğe ümitle bakabileceği, barış ve huzur içinde yaşayabileceği bir vatana ihtiyacı vardı. İşte bunları Aliya İzetbegoviç’in de üye olduğu Genç Müslümanlar Teşkilatı yapacaktı.

Genç Müslümanlar Teşkilatı, komünist rejim karşısında teslim olmayan tek teşkilat olmuştur.[3] Yok edilmek istenen Müslüman halkın kimliğini koruma mücadelesi onları ayakta tutan güç oldu. Daha sonra bu teşkilatın bir meyvesi olarak Bosna’yı Bosna yapacak ve kurtaracak SDA (Demokratik Eylem Partisi) kuruldu. Yugoslavya tarihinin en hızlı örgütlenen partisi olan SDA aslında Aliya’nın arkadaşlarıyla birlikte cezaevinde kurduğu bir partidir. Daha sonra Aliya İzetbegoviç, partinin başına geçerek yapılan seçimlerle Müslümanların lideri olmayı başardı. Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Aliya, Bosna’nın bağımsızlığı için de, halkının görüşünü ve desteğini almak amacıyla referandum yapmıştı. Hiç bir millet yoktur ki bağımsızlığı için mücadele etmesin. Bütün milletler gibi Bosna halkı da seçmesi gereken şeyi, özgürlüğü seçmişti.

Ama bu bağımsızlığın sevinci çok fazla sürmeyecekti. Bu bağımsızlık üç sene sürecek olan savaşa da sebep olacaktı. Çünkü her özgürlüğün bir bedeli de vardır. Sırplar, yüz binlerce kişinin ölümüne sebep olan katliamlarına başlamıştı. Bosnalılar, Bosnalı meşhur bir sanatçının ifadesiyle, dünya kamuoyunda yok edilmesi gereken kanlı bir noktadan ibaret olmuştu.

Aliya’nın tüm çabası ve faaliyetleri savaşın bitmesine ve akan kanın durmasına yönelikti. Bunun için de şartları adil olmayan bir anlaşma imzalaması gerekiyordu. Belki bu durum ilk bakışta Müslümanların aleyhine görünüyordu ama öyle bir durumda öncelikli olan şey savaşın durması ve daha fazla masum insanın ölmemesiydi.

Dayton Anlaşması bize Müslümanların daha önce yaşamış oldukları bir başka anlaşmayı hatırlatabilir. Hudeybiye Anlaşması. Çok zor şartlarda geçen üç senenin ardından imzalanan bu anlaşma ile Müslümanlar, aleyhlerine olan durumları lehlerine çevirmişti. Belki de tarih Müslümanlar için Dayton’da bir kez daha tekerrür etmiştir.

ALİYA İZETBEGOVİÇ’İN FİKİR DÜNYASI

alija-izetbegovicBeş yıllık zindan süresinin İzzetbegoviç’in hayatında önemli etkileri oldu. Hapiste düşünmeye, fikir üretmeye, daha önce üretilmiş fikirlerden yararlanmaya fırsat buldu. Bunun yanı sıra önemli bir fikri eserinden dolayı hapse atılmış olması, onun fikirlerinin çevrede daha çok yankı uyandırmasına sebep oldu. Ayrıca onun hapiste olduğu dönemde yıllarını verdiği “Doğu ve Batı Arasında İslam” adlı meşhur kitabı yayınlandı. Bu kitabını bir arkadaşı yayınladı ve çok kısa zamanda geniş bir kitleye ulaşarak büyük yankı uyandırdı. O, bu kitabıyla sade ve öz bir şekliyle İslam’ı, genç nesillere kazandırmayı hedefliyordu. Kısacası zindan hayatı onun fikir adamlığı sıfatına karizmatik bir lider sıfatının da eklenmesine sebep oldu. Bu sıfatı sebebiyle hapisten çıkmasının ardından Bosna Hersek’in kendi kimliğine ve özgürlüğüne kavuşturulması için siyasi hayata atılmaya karar verdi.[4]

İslam’ı ve mücadele şuurunu Mevdudi, Seyyid Kutup, Hasan el-Benna ve Fazlurrahman gibi âlimlerden edinen Aliya İzzetbegoviç fikirlerinden dolayı bilindiği gibi iki defa cezaevinde yatmıştır. Birinci tutuklama 1946 yılında ikincisi ise 1983 yılında olmuştur. Her iki tutuklama asılsız suçlamalardan dolayı olmuştur. Sorguyu yapanlar gerçeklerle ilgilenmiyorlardı. Görevleri yalnızca cezaya göre suç bulmaktı. 1983 yılında 14 sene hapse mahkûm olan Aliya İzzetbegoviç o anda bile kafasını dik tutmuş, çünkü savunduğu davanın doğru olduğunu biliyordu ve o yolda karşısına her ne engel çıkarsa çıksın onu aşmaya kararlıydı. Hayatının sonuna kadar da öyle yaptı.

Aliya İzzetbegoviç’in eserleri dünya kültür ve düşünce hayatına yeni ve anlamlı perspektifler katan değerli çalışmalardır. Otoriteye zorunlu olarak itaat etmiş fakat inanmadığı yasaları hiçbir zaman benimsememiş olan Aliya İzzetbegoviç, yaklaşık yarım yüzyıl ateist, materyalist bir politik hegemonyanın çoraklaştırdığı topraklarda ‘Ölümden sonra Allah’ın yeryüzünü diriltmesi’ gibi düşünceleriyle çevresini diriltmiş, onu izleyen ve okuyan insanların acılı ruhlarına Mesih’in kutlu nefesi gibi esmiştir. Doğu ve Batı arasındaki çatışmada İslam’ın yerinin ne olduğunu, bugünkü dünyanın şekillenmesinde İslam’ın herhangi bir rolünün olup olmadığını anlamak isteyen Aliya İzetbegoviç, Batı İslam’ın soluğu olmaya aday bilge bir kişiliktir.

  Amel Tuka Bosna'ya ilk madalyayı kazandırdı

Aliya İzzetbegoviç’in fikirleri, ‘Batı İslam’ın Bilge Kralı’ ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Görülen o ki, Aliya İzetbegoviç’e Bilge Kral denilmesi sadece onun bir siyaset pratisyeni olmasından değil aynı zamanda büyük bir düşünür/filozof olmasından kaynaklanmaktadır. Aliya’nın Doğu ve Batı Arasında İslam adlı kitabı çağdaş İslam düşünce tarihinin temel klasikleri arasına girmeye aday, Muhammed İkbal’in İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden İhyası kitabının bir devamı mahiyetindedir. Aliya’nın ‘Doğu ve Batı Arasında İslam’ adlı kitabı Avrupa’nın orta yerinde doğup büyümüş Müslüman bilincin gözüyle, Batı âleminin hem içeriden ve hem de yukarıdan bir bakışıdır.[5]

Doğu ve Batı Arasında İslam kitabının önsözünde, en yüksek şekli insanda sergilenen ruh – madde birliği prensibinin adının İslam[6] olduğunu belirten Aliya, kitabın ilerdeki sayfalarda dindarlığın şehrin büyümesiyle azaldığını belirtir. Çünkü şehir ne kadar büyürse, üzerindeki gök de o kadar ufalır. Tabiat, çiçek ve aydınlık o kadar az; duman, beton, teknik ise o kadar çok olur. Biz de o kadar az şahsiyet, o kadar da çok kitle oluruz. Şehir ne kadar büyürse cinayetler de o nispette artar. Dindarlık şehrin büyüklüğüne ters, cinayetler ise doğru bir nispette bulunur.[7]

Aynı eserde insan hayatının bir mucize olduğunu belirten İzzetbegoviç,[8] adı geçen eserde insan ve evrim, kültür ve uygarlık, modern uygarlık, sanat ve bilim, din ve ahlak, kültür ve tarih, Musa-İsa-Muhammed, Hz. İsa ve Hıristiyanlık, Marks ve Marksizm, Anglo-Sakson dünyası gibi konuları ele alır. Konuya yaklaşımı ve ele alışı onun ne kadar değerli bir düşünür olduğunu ortaya koyar.

Aliya İzzetbegoviç’e göre üç dünya görüşü vardır: idealist, materyalist ve İslami. Bunu biraz açmak gerekirse Begoviç’e göre bir tarafta İsa, bir tarafta Musa ve ortada ise Muhammed vardır. Musa’dan sonra gelen Yahudilik maddeciliği ve Marksizmin temellerini yani sol temayülü, İsa ise kendinden sonra gelen Hristiyanlıkla birlikte ruhçuluğu ve sonrasındaki muhafazakârlığın savunucusu sağ temayülü oluşturmuştur. Muhammed ise getirdiği İslam dini ile ‘denge’yi sağlamıştır. Ne maddeci ne de tamamen öbür dünya odaklı sağ görüşün temsilcisi.[9] Bu ikilem arasında İslam ‘denge’ olarak kabul görülmüş ve bu iki kutuplu çatışmanın sonucunda ‘madde-ruh’, ‘dram-ütopya’, ‘bu dünya-öbür dünya’ gibi birçok ikilem arasında gidip gelmeler olmuştur.

Bütün bu çatışmalar karmaşık gibi görünse de doğal ve kaçınılmazdır. Bütün bu kutuplaşmaların, ikilemlerin ortasında İslam vardır ve İslam her şeyde çıkış yoludur. Dünyevi hayatla uhrevi hayatın dengesini kuran İslam dini, Aliya İzzetbegoviç’in savunuculuğunu yaptığı ve tabi olduğu dindir.

Teoriyi ve pratiği kendi şahsında buluşturabilmiş nadir isimlerden birisi olarak Aliya’nın fikir dünyasında kendisinin sık sık kullandığı tabirle ‘dram’ın derin acısını hissetmemek mümkün değildir. Belki de “Doğu ve Batı Arasında İslam” kitabında en çok geçen dram sözcüğüdür. Dram ve Ütopya başlıklı bölümde şunları söylüyor. “Dram insanın ruhunda cereyan eder, ütopya ise toplumla ilgilidir. Dram, kâinatta mümkün olan varoluşun en yüksek şekli; ütopya ise dünyada cennet rüyası veya hayalidir. Dramda ütopya yoktur, ütopyada da dram yoktur. Bu insan ile dünya, kişilik ile toplum arasındaki zıtlıktır.”

İslam Deklarasyonu kitabında ise Bilge Kral Müslümanların geri kaldıklarının nedenini tespit etmeye çalışır. Ve sadece tespitlerle kalmaz, aynı zamanda bu durumdan kurtulmanın yollarını ve çözümlerini de ortaya koymaya çalışır. Aliya’ya göre Müslümanların geri kalmışlığının suçluları liderler, kurumlar, ekonomik şartlar v.s.dir. Halk cahildir ve bu yüzden ahlaksız liderlere tahammül etmektedir. Liderler ise bencildir ve halkını bilinçlendirmemektedir. Kurumlar ortamın kültür seviyesinin sonucudur ve kendi açısından da düzenin, daha doğrusu aynı kurumların sonucudur.[10]  Bütün bunlar da Müslümanların İslam’ı takip etmemesinden kaynaklanmaktadır.[11] Bundan kurtulmanın çözümü olarak da Aliya, Müslümanları İslamlaşmaya davet etmektedir. Aliya İzetbegoviç, bu eserde bundan başka; Çağdaşlık ve İslam yan yana gelebilir iki kavram mıdır? Kur’an ve İslam hakkında ne kadar şey biliyoruz? Bildiklerimizin ne kadarı gerçekle örtüşüyor? İslam sadece bir inanç biçimi midir, yoksa insan hayatının tüm çizgilerini belirleyen bir sistem mi? Müslüman kadın kimdir, nasıl olmalıdır? İnsanların eşitliği diye bir şey var mıdır? Müslümanların kardeşliği nasıldır ve bu mümkün müdür? Din ve vicdan özgürlüğünün sınırları var mıdır? Azınlıklar sorununa nasıl bakmalıyız? İslami yeniden doğuş, dini veya siyasi devrim mümkün müdür?… gibi onlarca soru ve problemin cevabına ilişkin görüş ve düşünceleriyle çözüm önerilerini ortaya koymaktadır. Getirmiş olduğu çözüm önerileri onun büyüklüğünü en iyi şekilde göstermektedir.

Aliya’nın değinmeden geçemeyeceğimiz bir başka önemli görüşü ve hatta inancı, Bosna inancıdır. Bosna Aliya için dünyanın bir kıtasında bulunan herhangi bir toprak parçasından ibaret değildir. Bosna onun için, farklı etnik grupların ve dinlerin barış ve huzur içinde yaşayabileceklerine olan inancıdır. Şu anda da Bosna Hersek’ in ihtiyacı olan inanç bu değil midir?

Aliya İzzetbegoviç’in eserleri ve getirmiş olduğu çözüm önerileri sadece Yugoslavya ve Bosna Müslümanları için değil bütün dünya Müslümanlarına yöneliktir. Geride kalmış olan Müslümanlara düşen ise onun seslenişini duymak ve ona sahip çıkmaktır.

Aliya üzerine düşen vazifeyi en iyi şekilde yerine getirmiştir. Her şeyden önce halkını düşünen, onu şefkatli bir babanın kolları gibi koruyan bir lider olmuştur. Aliya, olaylar karşısında her zaman sükûnetini korumayı bilmişti. O kadar kendinden emin ve o kadar güçlüydü ki kimse onu yerinden kıpırdatamadı. Bir âlim, bir mütefekkir, bir gönül aydınlığı, bir fikir aydınlığıydı. Mazlumların şanlı komutanı oldu. Bilge Lideri! Ülkenin sınırları ile sınırlı değil artık liderliğin…

 

KAYNAKÇA;

  • Aliya İzetbegoviç, “İslam Deklarasyonu”, Fide yayınları, İstanbul, 2010
  • Aliya İzetbegoviç, “Doğu ve Batı Arasında İslam”, Nehir Yayınları, İstanbul, 1994
  • İhsan Eliaçık, “Aliya İzzetebgoviç”, İlke yayıncılık, İstanbul, 2004
  • Mehmet Eğri ve Kerem Arda Dağ, “Bosna Hersek’in Bağımsızlığı ve Aliya İzetbegoviç” (makale)
  • Mehmet Koçak, “İslam’ın Hoşgörüsünü Anlatıyorduk” (makale), Yeni Şafak, 21-29 Ekim 2003
  • “Aliya sen olmasaydın” (belgesel film)
  • “Aliya İzetbegoviç – Bosna Hizmetinde” ( belgesel film)
  • Aydın Babuna, “Geçmişten Günümüze Boşnaklar”, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000
  • Hüseyin Yorulmaz, “Osmanlı’nın Batı Yakası Bosna”, 3F Yayınevi İstanbul, 2007
  • Reco Çauşeviç, “Bosna Müslümanlarına Son Uyarı”, TWRA Yayınları, İstanbul, 1994
  1. [1] Mehmet, Eğri, K.Arda, Dağ, “Bosna Hersek’in Bağımsızlığı ve Aliya İzzetbegoviç”
  2. [2] Mehmet, Koçak, “İslam’ın Hoşgörüsünü Anlatıyorduk”,  Yeni Şafak, 21-29 Ekim 2003
  3. [3] R.İhsan, Eliaçık, Aliya, İzzetbegoviç, “Aliya İzzetbegoviç’in Ağzından Hayat Hikâyesi”, İlke Yayıncılık, İstanbul, 2004, s.60
  4. [4] Mehmet, Eğri, K.Arda, Dağ, “Bosna Hersek’in Bağımsızlığı ve Aliya İzzetbegoviç”
  5. [5] R.İhsan, Eliaçık, Aliya, İzzetbegoviç, “Aliya İzzetbegoviç’in Ağzından Hayat Hikâyesi”, İlke Yayıncılık, İstanbul, 2004
  6. [6] Aliya, İzetbegoviç, “Doğu ve Batı Arasında İslam”, Fide Yayınevi, İstanbul,  2010, s.11
  7. [7] a.g.e. s.88
  8. [8] a.g.e. s.60
  9. [9] a.g.e. s.18
  10. [10] Aliya, İzetbegoviç, “Doğu ve Batı Arasında İslam”, Fide Yayınevi, İstanbul,  2010, s.14
  11. [11] a.g.e. s.15

 

Bosnahersek.ba, Samir VİLDİÇ, 08.08.2016

Yayınlanan köşe yazısının tüm hakları BosnaHersek.ba web sayfasında aittir. Bu metin ancak yazarın ismi, kaynak ve aktif link gösterilerek diğer sayfalarda kullanılabilirr.

Yorum Yap

Ayrıca Bakınız

‘Gizemli’ Bosna Piramitleri’ne turist akını

“Bosnalı İndiana Jones” olarak da bilinen arkeolog Semir Osmanagic’in ortaya attığı ancak varlığı konusundaki tartışmaların …