Bosna Savaşının 48 Kurbanı Daha Toprağa Verildi

 

Srebrenitsa soykırımının 18. yıl dönümünde 409 kurbanın cenazesinin ardından bugün de ülkenin kuzeybatısındaki Priyedor’da, 1992 yılında katledilen 48 Boşnak’ın cenazesi toprağa verildi

 

Bosna Hersek’in Srebrenitsa kentinde, 11 Temmuz 1995’te işlenen soykırımın 18. yıl dönümünde 409 kurbanın cenazesinin ardından bugün de ülkenin kuzeybatısındaki Priyedor kentinde, 1992 yılında katledilen 48 Boşnak’ın cenazesi toprağa verildi.

sehidska_dzenaza_Prijedor_2012Bosna savaşı sırasında, 1992-1995 yılları arasında öldürülen ve toplu mezarlarda bulunduktan sonra kimlik tespiti yapılan 48 Boşnak’ın cenazesi Polyana Stadyumunda kılanan cenaze namazının ardından şehirdeki farklı mezarlıklara defnedildi.

Çok sayıda kurban yakınının katıldığı toplu cenaze töreninde, cenaze namazını Bosna Hersek Reis-ul Uleması Huseyin Kavazoviç kıldırdı.

Cenaze namazının öncesinde, dünyanın farklı kesimlerinden akrabalarını son yolculuklarına uğurlamak üzere Priyedor’a gelen kurban yakınlarına hitap eden Kavazoviç, bugün defnedilen en küçük kurbanın 15 yaşında “Zlata” isimli bir kız çocuğu olduğunu hatırlatarak, “Zlata, bugün bizimle birlikte olmalıydı. Ellerinden tutarak çocuklarını gezdirmeliydi. Oysa, o, çocuk yaşta öldürüldü” dedi.

Sık sık Srebrenitsa ve Priyedor’u düşündüğünü belirten Kavazoviç, şunları söyledi:

“Bu iki şehir, soykırım ve daha önce görülmemiş zulümlerin yapıldığı iki şehir. Zalimlerin yüzlerini hiçbir zaman unutmayacağımıza, adaletin sağlanmasının takipçisi olacağımıza ve öldürülen kurbanlarımızın yüzlerini unutmayacağımıza yemin ediyoruz. Onlar, geleceğimizin ve vatanımızın temelleridir.”

Kavazoviç’in yanı sıra Bihaç Müftüsü Hasan Makiç ve çoğu yurtdışında yaşayan Boşnaklar olmak üzere binin üzerinde kurban yakının katıldığı toplu cenaze törenlerinin ardından defnedilen kurbanların en küçüğü Zlata Hrnyiç (15) olurken, en yaşlısı ise Muharem Grozdaniç (68) oldu.

Öte yandan, bugünkü toplu cenaze törenlerinde 3 erkek kardeş, Hase, Suad ve Nihad Beşiç de toprağa verildi. İkiz olan Suad ve Nihad, aynı gün öldürülüp aynı toplu mezarda bulunmuştu.

  Saraybosna 4. Ramazan Kitap Fuarı Başladı

Priyedor yakınlarında bugüne kadar 2 bin 82 kurbanın cenazesine ulaşılıp kimlik tespit işlemleri tamamlanırken, cesetlerine halen ulaşılamayan bin 200 Boşnak ve Hırvat halen aranıyor. Ülkenin bu kısmında öldürülen sivillerin sayısının 8 bini geçtiği belirtiliyor.

-Suada Nasufoviç, savaşta 37 akrabasını kaybetti

Bugünkü toplu cenaze töreninde erkek kardeşini son yolculuğuna uğurlayan Suada Nasufoviç, 1992-1995 yılları arasında toplam 37 akrabasının öldürüldüğünü anlattı. Hayatına ABD’de devam eden ve kardeşinin cenazesine katılmak için Bosna Hersek’e geldiğini söyleyen Nasufoviç, “Kardeşim, öldürüldüğünde 38 yaşındaydı. Daha önce defnettiğim diğer kardeşim de 39 yaşındaydı” diye konuştu.

Bugün, 3 erkek kardeşini toprağa veren Smail Beşiç, toplu mezarlarda bulunan kardeşlerinin yanı sıra dayısı, dayısının 2 oğlu ve bir akrabasını da bugün son yolculuklarına uğurladığını kaydetti.

Zalimlerin hala yargılanmadığını ve bu nedenle Beşiç ailesinin hiçbir zaman huzurlu olamayacağını belirten Smail Beşiç, savaş döneminde kendisinin de Priyedor’daki toplama kamplarında tutulduğunu söyledi.

Kardeşi Hamza Hamuliç’i son yolculuğuna uğurlayan Fadila Kaltak, diğer erkek kardeşinin bedenine ise hala ulaşamadıklarını ifade etti.

Fadila Kaltak, “Annem ve babam kardeşilerimin izini sürerken öldüler. Benim soyadımdan artık hiçkimse yaşamıyor. Priyedor’da birçok Müslüman soyadı artık yok. Hepsi ya öldürüldü ya da zorla göç ettirildi” dedi.

Bugün defnedilen erkek kardeşinin başının bulunamadığını söyleyen Kaltak, “Onu götürdüklerinden beri onlara dair hiçbir şey bilmiyorduk. Ta ki ölüsünü buluncaya dek. Peki neden öldürüldü? Sadece adı Hamza olduğu için. Onu öldürenler ise bugün hala Priyedor sokaklarında gezebiliyor” diye konuştu.

 

AA

Yorum Yap

Ayrıca Bakınız

Ariflerin Hazinesi Sanata Referans Olmalı”

Yönetmen Semih Kaplanoğlu, Anadolu'da büyük bir arifler hazinesi olduğunu ve Anadolu medeniyetinin o ariflerle canlandığını belirterek, "Tabii ki biz film yaparken, dünyaya seslenirken, kendimizi anlatmaya çalışırken sırtımızı dayadığımız yer orası olmalı. Orada keşfedilmemiş bir hazine var.