Bosna yolculuğunun ilk durağı

Bosna yolculuğumuzun ilk durağı. Aliya’nın mezarı. Bu bir mezar olamaz. Mezar dediğin ölümü hatırlatmalı. Oysaki bu, yaşamı hatırlatıyor. Yokluğu değil, varlığı haykırıyor. Bir milletin uyanışını, yeniden doğuşunu simgeliyor. Evet, bu bir mezar değil. Aliya da ölmedi zaten. Sevgili’ye kavuşmak ölmek midir illa?

Bir güneş doğdu Bosna’da, Aliya denilen. Ötelere ulaşan ışığıyla bir milleti derin uykudan uyandıracak, gecenin karanlığından gündüzün aydınlığına kavuşturacak, insanlığa yol gösterecek güneş. Kaderin ona bahşettiği yörüngesinden sapmayan dava güneşi. İnsanlık davasıydı onunki. Tek millete değil, gökyüzü altındakilerin hepsine mahsus. Gökyüzünün öğrencisi, yeryüzünün öğretmeni. Buydu davası. Takdiri ilahi gelince de battı. Yok oluyor mu batınca güneş?

Bosna’nın oğlu. En büyüklerinden. Belki de en büyüğü. Tarihin sadece sonrasını değil, öncesini de etkileyen oğlu. Aliya öncesi ve sonrası. Böyle ayrılmalı Bosna tarihi. Buradan başlamalı kalemler Bosna’yı yazmaya. Gerisi abes.

Bilge ama kral değil. Aynanın karşısına geçip kendinizi büyük gördüğünüz oldu mu sorusuna masumca hayır cevabıdır kral olmadığının en iyi kanıtı. Ya da Muhammed Ali ile sarılışındaki gülümsemesi. Bir çocukla çekilmiş resmi. Mütevazı hayatı. Bombardıman altındaki şehirde korkusuzca yürüyüşü… Camideki ilk safları kutsallaştıranların sonradan geldiği halde ona bu safta yer açmaları üzerine ‘üstünlük takvadadır’ cevabı. Katil olmakla, kurban olmak arasında seçim yapmamız gerektiğinde, biz kurban olmayı seçeceğiz diyebilmesi. Başkalarından üstün kimse demek olan krallığı böyle bir kişiliğe sahip biriyle nasıl bağdaştırırız? Bilge kral yerine bilge şeyhi mi demeli?

Doğu ve batı arasında kalmış; tıpkı Bosna gibi, İslam gibi. Ne doğuya özgü ne batıya, ikisinin arasında bir yerde. Doğulu olamayacak kadar batılı, batılı olamayacak kadar doğulu. Allah’ın tuttuğu taraf mı var?

Bir halk adamı. Onlardan gelme, onlarla kalma. Halkını ve Bosna’sını seven ama milliyetçilikten uzak. Milli olan şeyleri sevmekle milliyetçilik yapmanın ayrı şeyler olduğu bilinciyle büyüyen. Bilgisiz kimselerin zihinlerinde kargaşa yaratmak için başvurulacak ilk ve en etkili yol, milli olanla milliyetçi olan arasındaki farkı gözden kaçırmak değil midir? Aslında bu fark bazen sevgi ve nefret arasındaki fark kadar büyük olabilir. Milli duyguları olan bir insan, kendi halkını sever, onların kusurlarını da erdemlerini de kendi üstünde taşır, o halka aittir. Bir milliyetçi ise kendi halkını sevmekten çok başkalarından nefret eder. Sahi milliyetçilikle ne zaman tanıştık biz?

Özgürlüğü okumakta bulan. Okuyup tefekkür etmekte. Her şey yasaklanır, düşünme ise asla. Bunun namı da özgürlük. Müslümanların özgür olmayışı bundan mı kaynaklanır? Olabilir. İnsan okumalı. Öyle riyaset (koltuk sevdası), şan, şöhret, mevki için değil. Özgür olmak için okumalı. Oku değil midir Kuran’ın ilk emri?

Ve Bursa.

Eskiden Bursa’yı ziyaret edenlerin ilk işi Emir Sultan’ı ziyaret etmekmiş. Öyle anlatılır. Eskiden dediğime bakmayın, bunu dedelerimiz yapmış. Bursa, Emir Sultan’dan başlar, onunla bitermiş. Duasını almadan kimse Bursa’da gezmeye cesaret bile edemezmiş. Bu gelenek ve adetin günümüz ‘çağdaş’ insanındaki yerini bilemem ama ecdadımız böyle yaparmış.

Gönül köprüsü kurmak. Buhara-Bursa-Bosna güzergahı arasındaki köprü. Buhara’dan Bursa’ya gelip Bursa’yı Bursa yapan Emir Sultan ile Bosna’yı Bosna yapan Aliya arasındaki köprü. Bosna’ya geldiğimizde ilk işimiz Aliya’yı ziyaret etmek olsun. Buradan başlayalım Bosna’yı anlamaya. Anlatmaya. Buradan başlasın Bosna yolculuğumuz.

Ve…

Kim güzel bir yol açarsa o, onun ecrini ve kendisinden sonra onu yapanların ecrini, onların ecirlerinden bir şey eksilmeksizin kazanır hadisiyle yeni bir yol, yeni bir köprü kurmaya davet ediyorum.

ALLAH’A EMANET OLUN

Yazar: Samir Vildiç

Ayrıca Bakınız

DOĞU ve BATI arasında bir tevhid sembolü; ALİYA İZETBEGOVİÇ

Çağa iz bırakan Müslüman önderlerden biri de şüphesiz ki Aliya İzetbegoviç’tir. Mücadeleyle geçen Aliya’nın hayatı …